“Türkiye deniz üstü rüzgarda somut yatırım sürecine giriyor”
Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB)
TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden açıklamadaki değerlendirmesinde şartname taslağının yayımlanması ile Türkiye’nin uzun süredir üzerinde çalıştığı deniz üstü rüzgar enerjisinde planlamadan yatırım aşamasına geçildiğine vurgu yaparken, gelişmenin bu anlamda Türkiye’nin deniz üstü rüzgar yolculuğunda tarihi bir eşik anlamına geldiğinin altını çizdi. Erden sözlerini şu şekilde sürdürdü;
Uzun süredir üzerinde çalışılan bu alanda artık planlama aşamasından somut yatırım sürecine geçiyoruz. Türkiye bugün karasal rüzgar enerjisinde güçlü bir sanayi altyapısına, nitelikli insan kaynağına ve uluslararası rekabet gücüne sahiptir. Deniz üstü rüzgarda atılacak ilk adım ise yalnızca yeni bir enerji yatırımı değil; kulelerden deniz yapılarına, limanlardan gemi hizmetlerine, mühendislikten bakım operasyonlarına kadar geniş bir ekonomik ekosistemin oluşmasını sağlayacak stratejik bir dönüşüm anlamına geliyor. Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve mühendislik kabiliyeti sayesinde yalnızca kendi projelerini geliştiren değil, aynı zamanda bölgesel ölçekte ekipman ve hizmet sağlayan bir merkez haline gelme potansiyeli bulunuyor. Bu süreç, uluslararası yatırımcıların ve finans kuruluşlarının Türkiye’ye olan ilgisini artırırken, ülkemizin temiz enerji teknolojilerinde bölgesel liderlik hedeflerine de önemli katkı sağlayacaktır.
“İlk santrallerin 2030 yılı civarında devreye alınması mümkün”
TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman da açıklamadaki değerlendirmesinde ilk 1 GW’lık kapasite tahsisinin, gelecekte oluşturulacak çok daha büyük bir pazarın başlangıcı olarak nitelerken, Türkiye’nin teknik deniz üstü rüzgar potansiyelinin yaklaşık olarak 75 GW seviyesinde olduğunu hatırlattı.
Deniz üstü rüzgar projelerinin yüksek yatırım gerektiren ve uzun vadeli planlama isteyen projeler olduğunun da altını çizen Ufuk Yaman Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr enerjisi santrallerinin 2030 yılı civarında devreye alınmasının mümkün olduğunu ifade etti.
Açıklamada Ufuk Yaman’ın şu değerlendirmesi paylaşıldı;
Deniz üstü rüzgar projeleri yalnızca enerji üretim yatırımları değil, aynı zamanda geniş bir sanayi ve teknoloji ekosistemini harekete geçiren stratejik kalkınma projeleridir. Dünya Bankası ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı iş birliğiyle hazırlanan çalışmalara göre Türkiye’nin teknik deniz üstü rüzgar potansiyeli yaklaşık 75 GW seviyesinde bulunuyor. Bu potansiyelin değerlendirilmesi, ülkemizin enerji dönüşümünde yeni bir sayfa açabilir.
Bugün kamuoyu görüşüne açılan şartname taslağı kapsamında planlanan ilk 1 GW’lık kapasite tahsisi, gelecekte oluşturulacak çok daha büyük bir pazarın başlangıcı niteliğindedir. Bakanlığımızın orta vadede 5 GW seviyesine ulaşma hedefi sektör açısından son derece önemli bir görünürlük sağlıyor. Planlanan takvimin öngörüldüğü şekilde ilerlemesi halinde ilk deniz üstü rüzgar santrallerinin 2030 yılı civarında devreye alınmasını mümkün görüyoruz.
Rüzgar ölçümleri, deniz tabanı etütleri, çevresel değerlendirmeler, şebeke bağlantı planları ve liman altyapısının doğru şekilde hazırlanması yatırımcı güveni açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle oluşturulacak yarışma modelinin uluslararası finans kuruluşlarının ve yatırımcıların beklentilerine uygun, finanse edilebilir yani bankable bir yapıda olması gerekiyor. Türkiye bu alana sıfırdan başlamıyor. Güçlü rüzgar sanayimiz, kule ve ekipman üreticilerimiz, tersanelerimiz, çelik sanayimiz ve mühendislik kabiliyetimiz önemli avantajlar sunuyor. Dünya Bankası’nın senaryolarına göre 2040 yılına kadar 3,5 GW ‘lık bir kurulumun yaklaşık 4 milyar dolarlık ekonomik katkı ve 32 bin iş yılı yaratma potansiyeli bulunurken, 7 GW seviyesindeki bir gelişim senaryosunda bu katkı 16 milyar dolara ve 110 bin iş yılına kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle deniz üstü rüzgarı yalnızca enerji yatırımı değil, aynı zamanda sanayi, istihdam ve ihracat perspektifiyle değerlendirmek gerekiyor.
[1]
