Mevcut piyasa yapısı HES yatırımlarının geleceğini tehdit ediyor
Hidroelektrik Santralleri Sanayi İş İnsanları Derneği (HESİAD) sektörün gündemindeki konuların tartışıldığı yıllık basın sohbet toplantısını geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenledi.
HESİAD Başkanı Elvan Tuğsuz Güven ile birlikte HESİAD Yönetim Kurulu Üyesi Cem Özkök, üye şirketlerden Ak Enerji Genel Müdürü Hakan Yıldırım, Limak Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Can Değirmenci, Bilgin Enerji Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Bilgin, Enerjisa Üretim CEO Danışmanı Emre Ercan ve Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Güneş‘in katılımı ile düzenlenen toplantıda sektörün içinden geçtiği “kritik dönem” tartışıldı.
Toplantıda öne çıkan noktalar ise elektrik piyasasındaki mevcut yapının hidroelektrik santrallerinin finansal sürdürülebilirliğini tehdit edecek hale gelmiş olması ile pompaj depolamalı hidroelektrik santral yatırımlarının şebeke güvenliği açısından taşıdığı potansiyel oldu.
“Geçen yıl üretim yoktu, bu yıl fiyat yok”
HESİAD Başkanı Elvan Tuğsuz Güven toplantının açılışında yaptığı konuşmada Türkiye’de hidroelektrik alanda halen çok büyük bir yatırım potansiyeli olmasına rağmen elektrik piyasasındaki mevcut yapının yatırımcıları yeni yatırım kararları almak bir yana santrallerinin hayatiyetini devam ettirecek yatırımları yapmakta bile zorlandığı bir durumda bıraktığını söyledi.
Konuşmasında 2025’in çok kurak bir yıl olması nedeni ile hidroelektrik üretiminin ciddi miktarda gerilediğini hatırlatan Güven, 2026’ın Şubat ve Mart aylarındaki yağışlar ile birlikte üretimin önemli düzeyde arttığını, yılın geri kalanındaki üretim seviyesinin ise yağan karların erime hızına bağlı olarak yer altı sularındaki devamlığının belirleyeceğini söyledi.
Bu yüksek üretime karşın elektrik piyasası yapısındaki mevcut durumun hidroelektrik santrali yatırımcılarının finansal olarak zor günler geçirmelerine neden olduğuna söyleyen HESİAD Başkanı Güven 2025’e göre yaşanan değişimi “Geçen yıl üretim yoktu, bu yıl üretim var fiyat yok” olarak ifade etti.
Konuşmasında pandemi döneminde uygulamaya giren Azami Uzlaştırma Fiyat (AUF) mekanizmasında yapılan güncelleme ile elektrik piyasasındaki tavan fiyatın 4.500 TL/MWh’e çıkarıldığını hatırlatan Güven, buna karşın gerek sanayi sektörü kaynaklı elektrik talebindeki gerileme gerekse de 26 GW’a ulaşmış olan güneş enerjisi gücünden kaynaklanan üretim artışı nedeni ile elektrik piyasasındaki fiyatların tavan fiyat ile sıfır fiyat arasında salınmasına neden olduğuna dikkat çekti.
Elvan Tuğsuz Güven bu durumun hidroelektrik yatırımcılarını mevcut kredilerini ödemekte, hatta 49 yıllık lisans süresi sonunda kamuya verimli şekilde çalışır durumda devretme yükümlülükleri olan santrallerinin bakım maliyetlerini bile karşılamakta zorlandığı bir durumda bıraktığının da altını çizdi.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun geçtiğimiz ay hidroelektrik santraller için 1.300 MW’lık hibrit kapasite hakkı tanıdığını da hatırlatan Güven, mevcut piyasa yapısı ile bu ek yatırımların proje finansmanı ile dönüş sürelerinin 10 yıl düzeyine çıkacak olması nedeni ile sektörün bu yatırımlara şu aşamada tereddütle baktığını söyledi.
HESİAD olarak bu olumsuz duruma karşı çeşitli çözüm önerileri olduğunu dile getiren Güven bu önerileri temel olarak şu şekilde sıraladı; tüm kaynaklar için adil bir piyasa yapısına ve gerçek üretim maliyetlerini yansıtan dengeli bir fiyatlama mekanizmasının oluşturulması, kapasite mekanizmasının güçlendirilmesi, HES’lerin ilave kaynaklarla desteklenmesi, hidroelektrik sektörünün TEİAŞ ile koordinasyonunun düzenlenmesi, regülasyonlardaki öngörülebilirliğin sağlanması, su kullanım planlamalarının iyileştirilmesi, su planlamasının içerisinde can suyu değerlendirmesinin hızlandırılması ve Ulusal Su Planı kapsamında havza yönetimi planlamalarının geliştirilmesi.
Önerileri arasında pompaj depolamalı santral yatırımlarına özel olarak vurgu yapan Güven, Ördek Eğrisi’nin Türkiye Elektrik Piyasası’nda yapısal bir durum haline geldiğine dikkat çekerken, bu nedenle pompaj depolama yatırımlarının hayata geçmesi için gereken adımların hızla atılması gerektiğini söyledi.
Mevcut Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında belirlenen fiyatların bu santrallerin hayata geçmesini zorlaştırdığının da söyleyen Güven bu konuda bir öneri raporu hazırlamayı planladıklarını da sözlerine ekledi.
Hidroelektrik santrallerin giderlerinin sabit kurulu güç üzerinden belirlenirken, gelirlerin ise tahmin edilemediğine dikkat çeken Güven bu durumun yatırımcılar için sürdürülemez noktaya geldiğini, gelir-gider arasındaki uyumsuzluğun ortadan kaldırılması için bunun tamamen kaldırılarak üretim temelli bir fiyatlanmaya geçilmesi gerektiğini söyledi.
HESİAD Başkanı Güven, dernek olarak aynı zamanda tavan fiyatın bulunduğu mevcut piyasa yapısına taban fiyatın da eklenmesi ile HES’lere özel fiyatlamanın getirilmesi talep ettiklerini de sözlerine ekledi.
Konuşmasının sonunda hidroelektrik santrallerin yapıları gereği esnek üretim kaynakları olduğuna dikkat çeken Güven, bu santrallerin hızlıca devreden çıkabilen yapıları gereği esnek üretim kaynakları olduğunu, bu sayede Türkiye’nin coğrafi yapısı gereği doğuda üretilen yüksek miktarda elektriğin tüketimin yüksek olduğu batı bölgesine nakledilmesi sırasında oluşabilecek frekans dengesizliklerini sönümleme noktasında çok büyük rol oynadıklarının altını çizdi.
Elvan Tuğsuz Güven bu özellikleri nedeni ile hidroelektrik santrallerinin sürdürülebilirliğinin, Türkiye’nin enerji güvenliğinin ta kendisi ve dışa bağımlılığın azaltılmasının anahtarı olduğunu sözlerine ekledi.
“Kot kararı, mülkiyet hakkına halel getirir”
Bilgin Enerji Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Bilgin de TBMM gündeminde gelmesi beklenen “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” içinde 7’inci madde olarak yer alan, DSİ’ye işletme talimat ve programına uyulmadığı hallerde hidroelektrik santrallerin su kullanım hakkı için fesih yetkisi öngören teklif i ile ilgili değerlendirmede bulundu.
DSİ tarafından 1 yıl önceden yağış tahminleri dikkate alınarak yapılan ve düşük kotlarda belirlenen işletme programında santrallerin onaylı santral işletme kotlarından 10-15m. altında çalışması istendiğine dikkat çeken Altuğ Bilgin, bu uygulamanın barajların depolama hacmini sınırlandırdığı, enerjiye ihtiyaç olmayan zamanlarda üretim yapılmasına sebep olduğunu, ayrıca düşük kotta çalışmasından dolayı aynı sudan daha az enerji üretimi ile %20’ye varan verim kaybı sonucunu doğurduğunu belirtti.
Bu maddenin yürürlüğe girmesi halinde DSİ tarafından bir yıl önceden tahmine dilen su kullanım hakkı kotalarına uyulmaması halinde su kullanım anlaşmalarının fesih edilebileceğini uyarısında bulunan Bilgin, bunun mülkiyet hakkına halele getirebilecek bir uygulama olacağı uyarısında bulundu.
Bilgin dernek olarak beklentilerinin DSİ’ye verilen su kullanım hakkı anlaşmasının fesih yetkisinin kanun taslağından çıkarılarak ceza hükmünün para cezasına çevrilmesi, tekrarlanması durumunda ise 10 günden bir aya kadar su kullanım hakkı anlaşmasının geçici olarak askıya alınması ile bu durumun her takvim yılı için yeni baştan değerlendirilmesi şeklinde olduğunu dile getirildi.
“Piyasa HES’leri cezalandırıyor”
Ak Enerji Genel Müdürü Hakan Yıldırım da konuşmasında Türkiye’nin elektrik üretim kapasitesinin son 10 yıldır ağırlıklı olarak değişken güç kaynaklarına dayalı olarak arttığına dikkat çekerken, bu durumun hidroelektrik santrallerinin özellikle şebeke frekans kontrolü gibi konular açısından stratejik önemini çok daha ön plana çıkardığına dikkat çekti.
Mevcut piyasa yapısı nedeni ile yağışların fazla olduğu dolayısı ile hidroelektrik üretiminin yüksek olduğu aylarda elektrik piyasasında sıfıra yakın fiyatlar oluşması, fiyatların daha yüksek oluştuğu dönemde ise yağışların az olması dolayısı ile de bu santrallerin üretimlerinin düşük kalması nedeni ile hidroelektrik santrallerin para kazanamadığına dikkat çeken Hakan Yıldırım, bu durumu piyasanın HES’leri cezalandırması olarak nitelendirdi.
Aynı zamanda yağışların fazla olduğu dönemlerde hidroelektrik santrallerden savaklanan su miktarının da çok yüksek düzeylerde gerçekleştiği bilgisini veren Yıldırım, bunun hem TEİAŞ hem de DSİ tarafından kamu zararı olarak yazıldığı, şirketlerin de bakım ve yatırım için ayırabileceği gelirden mahrum kalmalarına neden olduğunu ifade etti.
Hakan Yıldırım bu olumsuzlukların çözümü için de hidroelektrik santrallerinin üretimlerinin yüksek olduğu Şubat-Mayıs dönemleri için taban fiyat getirilmesi, aynı zamanda santrallerden alınan sabit giderlerin, elektrik üretim miktarlarına dayalı olarak belirlenmesi gerektiğini savundu.
“Daha fazla yenilenebilirin yolu HES’lerin verimliliğinden geçiyor”
Enerjisa Üretim CEO Danışmanı Emre Ercan, geçen yıl her beş saatten birinde piyasa fiyatının tavan fiyatına takıldığını, yani arz ve talebin birbirleri ile kesişemediğine dolayısı ile elektrik piyasasında gerçek değerin oluşamadığına dikkat çekerken, bunun her yatırımcı için gelir kaybı anlamına geldiğini söylerken, bu gelir kaybını telafi etmek için sektör olarak destek talep ettiklerini dile getirdi.
Avrupa’da hiçbir elektrik üreticisinden, hiçbir kaynak için sabit üretim bedeli alınmadığına dikkat çeken Emre Ercan, bu bedellerden muafiyet sağlanmasının mevcut yasal çerçeve içinde zor olabileceğini, bu yüzden diğer bir yöntem olarak HES’lerin sabit iletim bedellerini ve bakım maliyetlerini karşılamalarını mümkün kılacak şekilde kapasite mekanizmasına dahil edilebileceği önerisinde bulundu.
Yük Al veya Yük At talimatları sonrasında sıfır fiyat oluşan piyasa yapısı nedeni ile, gelir elde edemediklerini kaydeden Ercan, eksi fiyatlar tanımlanması çözümünün de yeterli olmasa da en azından santraller için yeni bir gelir kapısı yaratabileceğini ifade etti.
Hidroelektrik santrallerin hızlıca devreye girip, devreden çıkabilerek önemli frekans dengeleme işlevine sahip olduklarına da dikkat çeken Ercan, bu nedenle şebekeye daha fazla yenilenebilir gücü eklemenin yolunun HES’leri verimli bir şekilde çalışır halde tutmadan geçtiğini savundu.
“Şu aşamadaki PTF fiyatlarıyla hibrit projeler yapılabilir durumda değil”
Aynı zamanda HESİAD Yönetim Kurulu Üyesi de olan Güriş Genel Müdür Yardımcısı Cem Özkök ise hidroelektrik sektörüne hibrit kapasitesi tanımlanması için yoğun görüşmeler yaptıklarını ancak şu aşamadaki PTF fiyatlarıyla hibrit projelerin yapılabilir durumda olmadığını dile getirdi.
TEİAŞ’ın iletim bedeli zamları ile ayrıca orman idaresinin ciddi orandaki zamlarının üreticiyi çok ciddi şekilde sıkıntıya soktuğunu ifade eden Özkök, “Üreticiye destek için sabit giderlerin ya da iletim bedellerinin bu dönem için alınmaması ya da makul seviyelere çekilerek üreticinin mağduriyetinin giderilmesi beklentimiz. Şu an üretici ciddi şekilde aldığı krediyi ödeyemiyor, santraller çalıştırılmıyor ve eksi fiyatla karşı karşıya!” diye konuştu.
“Piyasa yapısı esneklik yatırımı yapan yatırımcıya yanlış sinyal veriyor”
Limak Enerji’nin Yenilenebilir Enerji Bölümü Genel Müdürü Can Değirmenci de HES’lerin üretimlerinin yılın ikinci çeyreğine yoğunlaştığını kalan dönemlerde ise tavan fiyat uygulaması nedeni ile gelirlerini yükseltme imkanları olmadığını dile getirdi.
DSİ ve TEİAŞ’a ödedikleri sabit ve üretim bazlı olmayan kalemler nedeni ile santrallerin işletme giderlerini aşağıda çekemediklerini ifade eden Değirmenci, TBMM başkanlığına sunulan torba kanun taslağında yer alan kot uygulamasının devreye girmesi halinde ise santrallerin operasyonel esnekliklerini de kaybedileceği bir noktaya doğru sürükleneceğini savundu.
Enerji yatırımcılarının gelirlerini sınırlayan mevcut piyasa yapısının, aslında sistem esnekliğini sağlamak için dizayn edilen hibrit ve pompaj depolamalı gibi yatırımlar açısından çok ciddi bir yanlış sinyal oluşturduğuna dikkat çeken Değirmenci, bu yapı nedeni ile HES’ler için yardımcı kaynak yatırımlarının neredeyse yapılamayacak bir noktaya geldiğini savundu.
Türkiye’de halihazırda yeni bir doğal gaz çevrim santrali yatırım planı olmadığı, kömür için de benzer bir durumun bulunduğuna dikkat çeken Değirmenci, daha fazla rüzgâr ve güneş enerjisinin devreye girmeye devam etmesi ile birlikte hidroelektrik santrallerinin sistem güvenliği açısından öneminin çok daha öne çıkacağı öngörüsünde bulundu.
“Pompaj depolama için paket açıklanmasına kesin olarak ihtiyaç var”
Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Güneş de konuşmasında 2000’li yılların başında şebekeye bağlı gücün içinde yenilenebilir kaynak oranının %53-54 seviyesindeki iken bunun halihazırda %75-80 seviyesine yükseldiğine dikkat çekti.
Cengiz Güneş Son 10 yılda da kontrollü üretim gerçekleştirerek, arz ve talebin ani değişikliklerini sistemde absorbe edebilecek kömür, doğal gaz ve barajlı hidroelektrik santrali yatırımının yapılmadığını, hidroelektrikteki mevcut proje stoğunun da nehir tipi santrallerden oluştuğunun altını çizdi.
Bu durumun şebeke ve diğer kaynakların sürdürülebilirliği ile birlikte enerji açısından ulusal güvenlik riski oluşturduğunu belirten Güneş, bu nedenle pompaj depolamalı HES projelerinin gündeme alınması gerektiğini savundu.
Pompaj depolamalı HES’ler için Cumhurbaşkanlığı Kararı ile açıklanan mevcut fiyatların yetersiz olduğunu belirten Güneş, bu fiyatların nasıl uygulanacağına yönelik kararlar için Enerji Bakanlığı’nda bir komisyon kurulması gerektiğini de dile getirirken, Cumhurbaşkanı Kararının açıklanmasının üzerinden üç yıl geçmesine rağmen henüz bu konuda bir ilerlemenin gerçekleşmediğini ifade etti.
Genel olarak tüm hidroelektrik, özel olarak da pompaj depolamalı hidroelektrik projeleri için bir paket açıklanmasına kesin olarak ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Cengiz Güneş, pompaj depolamalı projeler için proje finansmanını sağlayacak şekilde bir modelleme yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Güneş modelleme içinde alım süresinin uzatılması, kurulu güce göre fiyatların belirtilmesi, yerli kaynak kullanımına ilişkin desteğin arttırılmasına yönelik maddelerin bulunabileceğini ayrıca genel teşvik tedbirleri kapsamında bunlarla ilgili kurumlar vergisi istisnaları gibi diğer istisnaların da bu pakette yer almasının çok önemli olduğuna vurgu yaptı.
Türkiye’de halihazırda belirlenmiş olan potansiyel pompaj depolamalı HES projelerinin elektrik şebekesinin çeşitli noktalarına yayılmış olduklarına dikkat çeken Cengiz Güneş, bu projelerin şebeke frekansını sabit seviyede tutma veya yedek kapasite olarak kullanılabilme işlevi görebileceklerini, ayrıca fiyat regülasyonunda kullanabileceklerini dile getirdi.
