GWEC: Türkiye “rüzgârla kazanmayı” gösteren örnek ülke

Kuruluşa göre Türkiye’deki gelişmeler rüzgâr enerjisinin tamamlayıcı bir yenilenebilir kaynak olmanın ötesinde potansiyel
26 Nisan 2026

Küresel Enerji Konseyi (GWEC) geçtiğimiz hafta yayınladığı 2026 yılı Küresel Rüzgâr Raporu’nda Türkiye için özel bir bölüm ayırarak, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi alanında tüm dünya için örnek bir ülke olduğuna vurgu yaptı.

Rapora göre Türkiye, mevcut sürdürülebilir kapasite artış planı, endüstriyel entegrasyon alanındaki gelişmeler, hibrit sistem entegrasyonu ve uzun vadeli stratejik planlaması ile “rüzgarla kazanmanın” nasıl olabileceğini gösteren örnek bir ülke haline gelmiş durumda.

GWEC’e göre Türkiye örneği diğer ülkeler için de rüzgâr enerjisinin tamamlayıcı bir yenilenebilir kaynak olmayı aşarak ekonomik dayanıklılık ve endüstriyel rekabet gücü için temel bir altyapı olma potansiyeli taşıdığını gösteriyor.

“10 yıl boyunca 2 ila 2,5 GW arasında güç artışı öngörülüyor”

Türkiye’nin 2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş enerjisinde 120 GW’lık kurulu güç hedeflediği bidirilen raporda, 2025 sonu itibariyle 16 GW’a güce ulaşan Türkiye rüzgâr enerjisi sektörü için bunun gelecek 10 yıl boyunca yıllık 2 ila 2,5 GW arasında artış anlamına geldiğine vurgu yapıldı.

Raporda geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren “süper izin” düzenlemelerine de atıf yapılarak, izin süreçlerini kolaylaştırmayı ve ihale tasarımını iyileştirmeyi amaçlayan bu reformların, rüzgâr enerjisi yatırımcıları için uzun vadeli öngörülebilirliği artırma açısından taşıdığı öneme vurgu yapıldı.

Rüzgâr temel bir ulusal altyapıya dönüşüyor

GWEC analizine göre rüzgâr enerjisi alanında kurulu güç artışındaki hızlanma ile birlikte yatırım süreçlerini hızlandıran yeni düzenlemelerin devreye girmesi Türkiye için stratejik bir yanıt anlamına geliyor.

Bu yanıtın temelinde de elektrik talebindeki artışı ve enerji güvenliğini sağlama ile birlikte yerli sanayicilerin Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerine yönelik ihracatını artırma hedefleri yer alıyor.

GWEC’e göre bu strateji de Türk rüzgâr enerjisi sektörünü kurulu güç artışı ile sınırlı olmaktan çıkararak, ülkenin endüstriyel büyümesini, şebeke dayanıklılığını ve ekonomik bağımsızlığı destekleyen temel ulusal bir altyapıya dönüşmesini sağlıyor.

Türkiye endüstriyel merkez haline gelmiş durumda

Analizde Türkiye rüzgâr enerjisi sanayisindeki başarı örneklerine de yer verilirken, bu başarının temelinde Türkiye’nin hem doğu hem de batı ülkelerine hizmet veren entegre bir endüstriyel merkez haline gelmiş olması gösterildi.

Kuruluşun tespitlerine göre Türkiye’nin bu özel durumu nedeni ile gerek Avrupa, gerekse de Asya ülkelerinden gelen uluslararası Orijinal Ekipman Üreticileri yerli üreticiler ile geliştirdikleri iş birliklerinde kısa vadeli hamlelere odaklanmak yerine faaliyetlerini kalıcı hale getiriyorlar.

Çalışmada bu yaklaşıma örnek olarak da Alman Nordex ve Çinli Goldwind’in Türkiye’de yürüttüğü çalışmalar gösterildi.

Raporda Nordex’in yerel servis ve eğitim tesisleri de dahil olmak üzere Türkiye’de uzun süredir faaliyetlerini sürdürdüğü bilgisi verilirken, Alman üreticinin geçtiğimiz yıl Enerjisa Üretim ile YEKA RES-2024 yarışmaları kapsamında kazandığı projeler için, türbinlerin kilit bileşenlerinin Türkiye’de üretilmesi şartını da içeren bir türbin alım anlaşması imzaladığının altı çizildi.

Çinli rüzgâr türbini üreticisi Goldwind’in de Türkiye’de 10 yılda fazla süredir faaliyet gösterdiği ve 2025 sonu itibariyle 400 MW’ın üstünde güce sahip türbini devreye alırken proje portföyünün de 700 MW’a ulaştığı bilgileri paylaşılan raporda, şirketin Türkiye’deki faaliyetlerinin proje geliştirme ile sınırlı olmadığına da dikkat çekildi.

Goldwind’in Türkiye’de yerli ekipman üretimi alanındaki faaliyetlerde bulunduğu ifade edilen çalışmada şirketin YEKA projelerini desteklemek üzere İzmir’de bir kanat üretim tesisi yatırımı için ortaklık kurarak, yerli ekipman üretimine dayalı yasal çerçeveye uyum sağladığı bildirildi.

Depolamalı rüzgâr projeleri santrallerin uzun vadeli değerini artıracak

Türkiye’de enerji depolama alanında gerçekleşen ilerlemelere de dikkat çekilen raporda rüzgâr – depolama entegrasyonunu içeren projelerin Türkiye’nin rekabet gücünü daha da artırdığı ifade edildi.

Depolamalı rüzgâr enerjisi projeleri için halihazırda 15- 16 GW düzeyinde ön lisans sağlandığı bilgisi verilen çalışmada, bu projelerin Türkiye’nin elektrik şebekesinin esnekliğini ve güvenliğini artırırken, aynı zamanda rüzgâr enerjisi varlıklarının uzun vadeli değerini artırmasını da sağlayacak potansiyel taşıdığına vurgu yapıldı.

Çalışmada bu doğrultuda örnek proje olarak da Polat Enerji’nin Rolls-Royce Solutions iş birliği ile Göktepe RES’e bağlı olarak devreye almaya planladığı 132 Megavat-saat kapasiteli batarya depolama yatırımı örnek gösterildi.

Deniz üstünde kritik nokta rekabetçi ihale yapısı

Türkiye’de deniz üstü alanda henüz devreye alınmış bir yatırım olmamasına karşın, 2035 yılına kadar 5 GW’a ulaşma hedefinin bulunduğu bildirilen raporda güncellenen Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizması içinde deniz üstü rüzgâr enerjisinin de yer almasının Türkiye’nin bu alandaki taahhüdünü gösterdiğinin altı çizildi.

Bu alandaki bir sonraki kritik adımın rekabetçi bir ihalenin düzenlenmesi olduğuna ifade edildi açıklamada, santral kurulumunun hızını belirleyecek ana unsurların şebeke altyapısı, liman modernizasyonu ve finansman çerçevesi ile birlikte iyi tasarlanmış bir ihale süreci olduğuna da vurgu yapıldı.