“Alternatif” -Enerji / -Politikalar

Mustafa Işık

Alternatifi sadece enerjinin alternatifleri olarak görenler için, başlık çözüm ve çözümsüzlük dilemmasını içeren alegorik bir kinaye amacıyla özellikle seçilmiştir. Bir yandan çözümün iki ana unsurundaki alternatif arayış zorundalığına dikkat çekerken diğer yandan çözümsüzlüğün bu ikilemdeki alternatifsizliğin sonucu olduğunu hatırlatıyor sanki. Ama daha önemlisi ikilemin tercih ve terkibinde bilgi, bilinç ve tecrübenin imbiklediği “öncelikler”in turnusol etkisi asla göz ardı edilmemelidir. Küçük büyük tüm stratejik hareketlerde böyle değil midir? Başarıyı hep öncelikler ve bunların zaman çarpanları belirlemez mi?

 

Öncelikler ve alternatifler…

Enerjide de zamanın güncellediği başarı paradigması bu iki uçta düğümleniyor.

Bir zamanın ekolojik “rağmen”leri ve ekonomik “ama”larının bulduğu önceliksiz çözümler güncellenen “sürdürülebilir”lik karnesinden hep sınıfta kalmışlar ve kendi kendilerinin çözümsüzlükleri içinde sonlarını hazırlamışlardır.

Rağmenlerin arkasında sindirilmeye çalışılan -önceliksiz- zorunluklar ve amaların oluşturdurduğu göreceli zaruretlerin kuralları içindeki kuralsızlıklar...

Acabaların üstüne kurulmuş, birinin yükselişi için diğerinin alçalması şartında kurulan bir beyin tahterevallisi, enerji ve ekoloji denklemlerimizdeki çıkmazlar...
Sebep sonuç ilişkisinde insanlığın bu sonun, sonunda kendini de sonlandıracağını görmesi “sürdürülebilir” kavramı “yenilenebilir” araçlarının mecburiyetlerini getirmiştir.
Fakat bu sorgulamalar hep mevcut dengeler ve kalıplaşmış ezberlerin töhmeti altında ezilmiştir.

 

İhtiyaçlar ve bağımlılıklar…

İhtiyaçların bağımsız ve sürdürülebilir olarak giderilmesi ekonominin “yerli” anlayışındaki modern yüzü yansıtır. Fakat küreselliğin güncellemesinde bu ezber çoğu zaman fayda zarar hesabının yanlışlıklarını da beraberinde getirir.

Kaynak yerli araç ithal, üretim yerli yatırım yabancı, fabrika bizde sahibi dışarıda velhasıl kısaca at başkasının eyer bizim durumuna giren bir çıkmaz.

Ama tüm bunların ötesinde şartlanmış tüketimlerin evrildiği ihtiyaç kavramı; yeni dünya ekonomisinin lokomotifi ‘tüketim’ için motor asli ihtiyaç olsa da yakıt yapay, olmazsa olmaz muhtaçlıklar. Enerji de bu ihtiyaç içindeki yerini en ”şişman” şekliyle öncelikli bir muhtaçlık olarak üst sıralarda yer almış durumda.

 

Doğru tanım doğru çözüm...

Sorunların çözümünde birincil öncelik tanımlamadır, doğru tanımlanmayan bir sorunun veya doğru görülemeyen bir problemin çözümünde doğruluk beklenemez. Diğer yandan mutlak değişken zaman bu sorun tanımlamalarını da güncellemeyi zorunlu kılar.

Bu zorunluluk özellikle bilgi üretim hızı ile geometrik olarak bir artış mecburiyetini de getirir.

Enerji’de en çok göz ardı edilen, bu güncellemede analitik kararların doğruluğunu getirecek değişimlerin takibi ve analizidir.

Ekonomide oyunun kuralı değişirken eski kurallarda ısrar oyunun değil belki ama geleceğin kesin diskalifiyesini getirecektir.

Nitekim ülkemizdeki güneş enerjisi uygulamalarındaki iki önemli farklı boyut bunun karşıt sonuçlu güzel bir örneğidir. Bunlardan ilki yarım yüzyıla yaklaşan güneş su ısıtma teknolojileri ve bu saha da sağlanan başarılardır. İkincisi ise bir türlü ucundan yakalayamadığımız elektrik üretim amaçlı güneş enerjisi uygulamaları ve teknolojileridir.

Enerjide bir ‘mahiyet’ değişimi söz konusudur ve biz bu değişimi göremediğimiz sürece sorunlara doğru çözümler üretmemiz zordur. Enerjide artık pazarlanan emtia değil bilgidir. Ülkeler katma değerli üretimin anahtarı kimlikli bilgiyi vazgeçilmez enerjiye bağlamış ve bunun nimetlerini sağmaya başlamışlardır.

Enerjide kaynak sahipliği bir avantaj fakat teknoloji sahipliği bundan daha büyük bir avantajdır.

Enerjide kaynak bağımlılığı ile teknoloji bağımlılığının bir farkı yoktur; ikisinin de var olduğu durumda ise bağımsızlık tümden hayaldir.

Enerji ve teknolojileri tıpkı savunma sanayi gibi kimlikli teknolojilerdir. Bir gelen ‘transfer’ edilen varsa, belki elden gelen “bir öğün” olabilir ama gelecekte aradığımız vakitte bulunmaz olacaktır.

Kaynağa sahip olmak enerjiye sahip olmak değildir. Onu hayata getirecek, getirirken yaşayana zarar vermeyecek bir amacı gerçekleştirecek araçlara sahip olmak da en az o kadar önemlidir.

 

Yerli üretim değil yerinde üretim...

Güneş panellerinin ve rüzgar türbinlerinin ülkemizde üretimi mümkün müdür? Elbette mümkündür. Mümkün olmayan şu yerel pazar bakışı ve yerli şartlanmışlığı ile küresel bir yatırımı çekmeye çalışmak.

Küresel olarak yenilenebilir enerjide ‘üretim’de rekabeti koşullar ve avantajları nedeniyle alternatifsiz bir duruma getirmiştir. Detaylarına girmeden, ham madde tedarik güvenliği, üretim maliyetleri ve destekler olarak özetleyebileceğimiz bu koşulların olmazsa olmazı bir de “üretim teknolojisi” var. Batı son söylediğimiz parametre dışında üretim yarışında Çin’e teslim olmuş durumda; bu bir savaş değil yarıştı fakat bu yarışın kaybedeni olmadı zira batı bu rekabetin meyvelerini ucuzlayan kalemlerle topladı. Asıl önemlisi batı üretimde ciddi bir karakter değişimi ile teknolojiye ve üretim yenileşimlerine kaydı. Katma değerli üretimde bilgi ve teknoloji pınarın başını tutmaya çalıştı ve çalışıyor. Bu çabayı sadece yenilenebilir özelinde değil tüm enerji genelinde gösteriyor. Zira bilgi ve analitik kararın affetmeyeceği yegane yanlış şartlanmışlıktır.

Bizim sürekli ‘yerli’ üretime talip olma isteğimizi ve bu bağlamda ertelediğimiz kaynak bağımsız yenilenebilir yatırımlarımızı bu analizde nereye koyabileceğimizi sizin takdirinize bırakıyorum.

Üretim hele hele küresel bakış, “Küre-i Arzda Endam Etmek”yi gerektirir; yerli kök ve kimlikle.

 

Her kömür kömür değildir…

Enerji de başkalarının geçmiş alternatifsiz yanlışları bizim güncel doğrularımız olabilir mi? Olabilir tabi, sonuç yanlışta ısrar olur. Ülkemizin termik santral açısından ’lik bir oranda olması bir sonuçtur ve bu sonucun müsebbibi de alternatif gaz tercihidir. Fakat bu sonuç bizim için bir avantajdır. Öte yandan kömürün rantabilitesini belirleyen yeni değerler ve çarpanlar ortaya çıkmıştır. Kömür enerji çeşitliliğinde elbette güçlü bir alternatiftir ve bu alternatifin sürdürülebilir bir şekilde dönüşümü şarttır. Linyit ise mevcut sorunlar ile bu sürdürülebilirlikte nasıl bir kaynak olabilir takdiri size bırakıyorum.

Bu konuda önceliğin kaynaktan ziyade istisnasız teknolojiye verilmesi bize çok daha katma değer getirecektir. Eğer bu farkı göz ardı etmeye inat edip linyitte temizliği yakalamamakta ısrar edersek her yaktığımız kilo bizi de yakacaktır.

 

Nükleer enerji bir kimliktir ve özneldir....

Öncelikle hayati bir ayrımı başta yapalım; Daha öncede belirttiğimiz gibi, “nükleer teknoloji” ve “nükleer enerji” farkındalığı. Bu bağlamda hep yüksek sesle ifade ettiğim gibi buradaki önceliğimiz kimlikli bir nükleer teknoloji olmalıdır. Enerji bir özelidir ve bu teknolojinin sadece bir meyvesidir. Tohumuna sahip ol-a-madığınız bir meyveyi ise ancak yiyerek günü kurtarabilirsiniz, onu yetiştiremezsiniz. Zira kimliği ve öznelliği buna izin vermez. Küresel dengeler de cabası. Bunun için ya bir tohum ya bir fidan bulmak gerek. Bu yüzyılın veziri mesabesindeki bu teknolojiyi de hiç kimse kimseye çekirdeğiyle transfer etmeye yanaşmaz.

Nükleer enerji mevcut yapısıyla bir yandan çözüm üretirken diğer yandan çözül-e-mez yeni sorunları beraberinde getirmekte ve mevcut bu yapısıyla sürdürülebilir sınıfa girişi imkansız gibidir.

Tüm sektör oyuncuları bu farkındalıkla bir evrimi dillendirirken, yapılması gereken zamanın tecrübesiyle doğan bu yeni doğruları görmektir. Trendler ve teknolojiler değişimi bağırırken eski yanlışlarda ısrar etmek gelecek açısından yeni bedelleri de beraberinde getirecektir.

Özet olarak kimlikli bir nükleer teknolojiye sonuna kadar evet, fakat enerjide bir değil on kere düşünmek gerek; ergonomi, ekonomi, bağımsızlık yönüyle.

 

Zamanın ruhu sürdürülebilirlik, araç teknoloji, alfabe kimlikli bilgi, lisanı ise analizdir. Sürdürülebilir amaçların mutlaka araçları da sürdürülebilir olmak zorundadır.

Bunu yakalayanlar şunu gördü: “Bilgi”nin enerjisi, “enerji”nin enerjisini yendi ve yenmeye devam edecek.

“Enerji”ye değil “enerjilenme”ye yatırım yapmak gerekiyor; enerji kaynak bazlı bir bağımlılık, enerjilenme ise bilgi ve teknoloji bazlı bir bağımsızlık çözümdür.

Bu farkındalık enerjinin de hayatın da geleceği, görsek de gör-e-mesek de...

 

Yazar Hakkında
X

Meslek hayatına 1992 yılında, henüz üniversitenin ikinci sınıfında iken kurduğu elektronik-otomasyon firması ile atıldı. Öğrenimi süresince, ezberci ve sorgusuz öğretim düşüncesinin karşısında sorgulayıcı, analitik yaklaşımlarla sonuca ulaşma ve yeni bilgi üretme yeteneğinin kazanılması felsefesini savundu. Bu ideal uğruna, mezun olduğu üniversitede yaklaşık iki yıl öğretim görevlisi olarak çalıştı.

O günler de tanıştığı yenilenebilir enerji konusunda, güneş enerjisi üzerine araştırma geliştirme mühendisi olarak yazılım ve donanımların geliştirilmesinde, uluslarası takımlarla çalıştı. 2000’li yıllarda, dünyada ticarileşme yarışında olan çanak-stirling teknolojisinde dört yıl boyunca, üç büyük ülkenin yanısıra Türkiye’yi başarı ile temsil eden kuruluşta görev yaptı.

2000 yılından sonra meslek hayatını, yenilenebilir teknolojiler üzerine proje geliştiricisi ve koordinatörü olarak Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde sürdürdü.

Türkiye’deki değişik firmalar ile enerji başta olmak üzere, farklı konularda araştırma-geliştirme projeleri üzerine çalışmalar yaparak raporlar hazırladı ve sunumlar yaptı.

Güneş ve Rüzgar enerjisi başta olmak üzere, yenilenebilir enerji konularında teknik ve teknolojik altyapıların oluşturulmasının yanısıra, bu teknolojileri kullanan elektrik üretim projelerinin geliştirilmesi, incelenmesi ve değerlendirilmesinde halen uluslararası partnerler ile birlikte çalışmaları devam etmektedir.