...reform değil rönesans!

Mustafa Işık

Düzeltme ve düzenlemenin -reform- olmadığı, olamadığı yerde oyunun kuralını kaçınılmaz olarak uyanışlar -rönesans- değiştirecektir.

Kalıplaşmış reform bakışları ile sunulan çözümlerin getirdiği “kördüğüm” çözümsüzlüklerinde, düzeltme ve düzenleme ısrarının yerine, bakışı çağdaşlaştıracak rönesanslara ihtiyaç vardır. Kelimelerin göreceli kavramsal zenginliğinin her geçen gün artarak iletişim fakirliğinde anlamazsız çıkmazlara sürüklendiği günümüzde, “reform” ve “rönesans” da bunlardan nasibini almıştır, tıpkı enerji gibi.

Geneliyle hayatın tüm çözümleri, özelinde ise ihtiyaçların karşılanmasındaki enerji, artık reform sürecinin ötesinde plandan altyapıya, inşaattan işletmeye, tasarruftan sürdürülebilir kılmaya farkındalıkların zenginliğinde yeni bir rönesans gerektirmektedir.

Mevcut yapıya, üretimde reform girişimleri ile angaje edilmeye çalışılan yenilenebilir enerji projeleri, altyapı yetersizlikleri ve eksiklikleri ile ortaya çıkan, kayıplar ve atıl kullanımlar gibi yeni sorunlarına çözümler bekliyor. Daha da önemlisi altyapı yetersizlikleri mevcut yenilenebilir kaynakların üretime katılmasının önündeki en önemli engel olarak her zaman karşımıza çıkıyor. Bu katma değerin oluşturacağı enerjideki kazanımlar, cari açığı azalması açısından da hayatidir.

Yenilenebilir enerji ile paralel gelişim sürecindeki, yapısal üretim mimarisindeki değişimin adresi “dağıtık üretim (distributed generation)” ve “akıllı şebekeler (smart grid)”, bu çözümlerin gelecekteki önemli ve canlı adreslerinden. Geleceğin enerji ve çevre uygulamalarının beyni ve beyinciği durumundaki akıllı şebekeler ve dağıtık mimari, çok uzun süredir kullanılan açık yapıdaki klasik enerji iletim, dağıtım ve yönetimlerinde reform ve transformasyonun ötesinde bir rönesansı aralayacaktır. Enerjinin üretimi kadar önemli olan yönetimi ve işlevselliği ancak çağdaş üretim sistemlerine uygun altyapılar ile mümkündür. Kontrol ve kumanda edemediğiniz güç, güç değil sizin için sorundur. Enerji çözümleri amaçlarına ancak bütünleşik uygun seçeneklerle ulaşacaktır, aksi durumda yapacağınız tekil çözümlerin işlevselliği bir diğer soruna takılarak, çözümü çözümsüzlük olarak ortaya çıkaracaktır. Akıllı şebekelerin önümüzdeki on-onbeş yıl içinde geleneksel enerji iletim ve dağıtım altyapılarının yerine geçeceği kaçınılmaz bir gerçek olarak bugünün analizi. Bu sahada ülkesel ve ilkesel olarak “matlup” veya “talip” olma kararını geç kalmış olsa da, henüz kaçmış olarak görmüyorum..

Küresel akıllı şebekeler pazarının 2011’deki 22,8 milyar $’lık büyüklüğünün yıllık %28,7 büyüme ile 2016’da yaklaşık 81 milyar $ olacağı öngörülüyor. Küresel büyükler gerek standartlar açısından gerek ürün metodolojisi açısından bu pazarda bir köşe kapmanın hesaplarını çoktan yapmış durumdalar. Bu yenileşim evrimi, öncelikle 27 ülkede 500 milyondan fazla insanı doğrudan etkileyecek büyük bir pazarı kapsıyor. Büyük ölçekli değişimin adresleri başta; Avrupa, Kuzey ve kısmen Güney Amerika, Asya-Pasifik ve Ortadoğu olacağı açıktır.

Sadece Birleşik devletlerde akıllı şebeke pazar boyutunun 2015’e kadar %70’den fazla bir büyüme ile yaklaşık 10 milyar $’ı bulacağı tahmin ediliyor. Avrupa’da 2020’ye kadar bu pazarın içindeki sadece akıllı sayaç geçişlerinin 250 milyon adete yaklaşacağını da söylersek işin boyutu biraz daha netleşmiş olacaktır. 20 yıllık büyük ölçekli yaklaşımlarda ise, bu yeniliğin avantajlarının kullanılabilmesi için geçişteki güçlüklere karşı kararlı devlet politikaları ile gerçekleştirilecek tüm destekler ve maliyetler için yaklaşık 165 milyar $’lık bir fatura öngörülüyor. İşin yenileşim, araştırma ve geliştirme boyutunu da hesaba katıldığı zaman, teknolojinin günümüzde yüksek efor sarf ettiği enerji transferi ve depolaması da bu pazarın bir parçası olacaktır.

Kolaylıkların oluşturacağı esnekliğin getireceği açıkları kapatacak siber güvenlik ve savunma sistemleri, hatta saldırı endüstrileri de gösterilmeyen fakat arkada ayrıca görmemiz gerekenlerdir. Bu tablo aslında enerji üretiminin yanı sıra tüketiciye ulaşımına hatta nasıl tüketildiğine kadar çok geniş bir gamı içine alan çözüm bütünlüğünü göstermesi açısından da ayrıca önemlidir. Yazılım ve donanımı karşılamak amacıyla gereken bilişim altyapıları da eklendiği zaman rakamların boyutları çok daha fazla artacaktır.

Değerleri uluslararası araştırma şirketlerinin ortaya koyduğu rakamlar olarak “göreceli” yorumlasak bile, enerjideki bu değişimin öyle ya da böyle yetersizlikleri karşılayabilmek amacıyla altyapılarda kırılmaya giden bir evrime yol açacağı açıktır.

Enerjideki bu yapısal tespit ve değişimler ancak ihtiyaçları gerçek anlamıyla görecek yeni bir anlayış rönesansının stratejik planlama ve düzenlemelerde olması ile mümkündür. Stratejik planlamalar, politik stratejilerin ‘-yaptım oldu’larının haklılığını yansıtmak yerine amaca yönelik çözümde, maksimum faydanın sonuçlanmasına hizmet ettiği takdirde bir yol haritasıdır; aksi halde ise kimi zaman bir mazeret haritası, kimi zaman da bir çıkar ilişkisi olarak görülecektir.

Gelişim ve büyümenin ihtiyaçtan öte gücün ve tahakkümün bir aracı olarak görüldüğü dimağlarda; nükleerin barışçıllığından ne kadar söz edebiliyorsak, enerjinin de çevreliliğinden o kadar bahsedebiliriz. Gelişim adı altında bir yandan sorun üretirken diğer yandan çözüm sunan “karanlık piyasa” ekonomisinin, büyüyen dişlilerinde leblebiye dönen unutulmuş “ergonomik ihtiyaçlar”, yine çağdaş esaretin önemli aracı olarak kullanılmaya devam ediyor.

Tarih Rönesans’ın “insanın keşfedilmesi” olduğunu söyler. Geniş anlamıyla geçmişe göre insanın yanısıra hayvanın, bitkinin, toprağın, suyun, kısacası ekosistemin bir keşfidir, hak açısından eşitliğin ve farkındalığın da...

Son iki yüzyıllık medeniyet kavgasının araçları, dünyanın çevre farkındalığında geldiği çıkmazı gözler önüne seriyor, çözümün yeni bir rönesans olduğunu bağırırcasına..

 
 

Yazar Hakkında
X

Meslek hayatına 1992 yılında, henüz üniversitenin ikinci sınıfında iken kurduğu elektronik-otomasyon firması ile atıldı. Öğrenimi süresince, ezberci ve sorgusuz öğretim düşüncesinin karşısında sorgulayıcı, analitik yaklaşımlarla sonuca ulaşma ve yeni bilgi üretme yeteneğinin kazanılması felsefesini savundu. Bu ideal uğruna, mezun olduğu üniversitede yaklaşık iki yıl öğretim görevlisi olarak çalıştı.

O günler de tanıştığı yenilenebilir enerji konusunda, güneş enerjisi üzerine araştırma geliştirme mühendisi olarak yazılım ve donanımların geliştirilmesinde, uluslarası takımlarla çalıştı. 2000’li yıllarda, dünyada ticarileşme yarışında olan çanak-stirling teknolojisinde dört yıl boyunca, üç büyük ülkenin yanısıra Türkiye’yi başarı ile temsil eden kuruluşta görev yaptı.

2000 yılından sonra meslek hayatını, yenilenebilir teknolojiler üzerine proje geliştiricisi ve koordinatörü olarak Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde sürdürdü.

Türkiye’deki değişik firmalar ile enerji başta olmak üzere, farklı konularda araştırma-geliştirme projeleri üzerine çalışmalar yaparak raporlar hazırladı ve sunumlar yaptı.

Güneş ve Rüzgar enerjisi başta olmak üzere, yenilenebilir enerji konularında teknik ve teknolojik altyapıların oluşturulmasının yanısıra, bu teknolojileri kullanan elektrik üretim projelerinin geliştirilmesi, incelenmesi ve değerlendirilmesinde halen uluslararası partnerler ile birlikte çalışmaları devam etmektedir.