Enerji Sektöründeki Yeni Buluşlar! ve Mucitler!

Mürşat Özkaya

Çalıştığım kurum aracılığıyla olsun, başka kanallar vasıtasıyla olsun, enerji piyasasına yönelik o kadar çok yeni ve enteresan buluşla (çoğuna macit mucitlik diyebileceğim!) karşılaşıyorum ki, bu durum acaba bulunduğum sektörde mi böyle, yoksa yurdum insanı her alanda mı böyle diye pek çok kere kendi kendime sormuyor değilim.

Zamanında yaşadığım birkaç örneği size anlatayım. Meşhur Erke’nin (ister Con Ahmet’in Dönergeci deyin, ister Devr-i Daim makinası deyin) birkaç generalimizin de katıldığı bir toplantıyla ortaya atıldığı zamanlardayız. Toplantıdan birkaç gün sonra, çalıştığım Kuruma gelen Almanya göçmeni yaşlıca bir Türk amca, elinde enerji sektörünü önemli ölçüde değiştirecek bir buluş olduğunu, bu buluşun bazı çevrelerce engellendiğini, hatta ölüm tehditleri aldığını, daha da ileri gidip Erke’nin asıl onun fikri olduğunu ve kendisinden çalındığını iddia etmişti. Hoş ortada Erke olmadığı için çalınan bir şey var diyemeyiz ama projenin detaylarını maalesef ki açıklayamayacağını söyleyen bu amca, Kurum’dan yer tahsisi ve finansal destek istemiş, elbette ki bu destekleri alamamıştı. Daha bu tarz insanların varlığına pek alışmamış olan zat-ı aliniz ben de adamı epey dinlemiştim.

Ondan pek te uzun olmayan bir süre sonra –namımız çok yayılmış herhalde ki- bu sefer 2 İran Azerisi misafirim vardı. Bu arkadaşlar da ortaya çıkardıkları teknoloji ile, kömür kullanan termik santrallerde öyle bir verimlilik artışı sağlamışlardı ki, ortada kısaca tadından yenmez bir durum vardı. Artık yüzde 50’miydi yüzde 90’mıydı hatırlamıyorum ama ciddi bir orandı. Bu arkadaşlar da, kurumdan yer tahsisi ve finansman desteği istiyorlardı. Ben kendilerinden ayrıntılı doküman istediğimde de o an verememişler, sonradan attıkları ve dilinden dolayı zor bela anladığım 2 satırlık mailde de, “çok iyi bir şey icat ettik, lütfen bize destek verin” gibisinden bir şeyler yazıyordu.

Arada gene gelenler gidenler olduğunu hatırlıyorum ama onları atlayıp son bir iki seneye geleceğim. Yaklaşık 2 ay kadar önce başka bir kişi, bana kadar ulaşan bir yazıda, ısı sistemlerinde yüzde 50 tasarruf sağlayan bir ünite geliştirdiğini, işgüzar! (kelime aynıdır) akademisyenlerin (kurum belirtilmiştir) kendisi ile ilgilenmediğini, artık bıktığını ve dayanamayıp peşinde olan yabancı firmalara bu üniteyi satacağını, tehdit içeren bir üslupla iddia ediyordu. Elbette aldığı cevap gene pek olumlu olamadı.

Ne tesadüf ki, ben tam da bu yazıyı yazarken üstüne gelmiş gibi, iki mucit yatırımcı tarafından gene ziyaret edildim. Ziyaretçilerimin çantasında bu sefer, her türlü organik atığın kullanıldığı bir biyogaz (kendileri bu şekilde ifade etmeseler de) tesisi vardı. Kısaca atık (ama her türlüsü), kendi geliştirdikleri bir kimyasal karışımı ile son derece yüksek kalorifik değerli ve miktarlı gaz üretimi sağlıyordu ve bunu da çok uzun süre devam ettiriyordu (6 ay).

Çantanın diğer gözünden de, geliştirilen bir dişli mekanizması ile dikey şaftlı rüzgar türbinlerinin kapasitesi birkaç yüz katına (doğrudur!) çıkıyordu. Şimdiye kadar çok enteresan rüzgar türbini modelleri görmüştüm. Hatta özellikle birtakım fizik kanunlarını aşan yerli rüzgar türbinleri de görmüştüm. Ama bu gördüğüm iki yeni metot veya icat benim kısmi bilgilerimle bile aklıma hayalime sığamadı.

Ben esasında bu yazıyı, geçenlerde gördüğüm bir gazete haberi üzerinde yazmaya karar vermiştim. Gazetedeki haber, Bakanlık’tan destek alarak bitümlü şist kullanan çok verimli bir sistemi geliştiren bir girişimciyi anlatıyordu. Bu haberi gördükten sonra, daha önce beni ziyarete gelen diğer girişimciler, mucitler veya yatırımcılar gelmişti. Beni en son ziyarete gelen kişilerde dahil olmak üzere hepsine söylediğim ilk şey, diğer mucitlerin hangi yollardan nasıl geçtiklerini incelemeleriydi. Eğer arkanda bir finansal güç yoksa, Ar-Ge’ye önem veren bir kurumda çalışmıyorsan, proje yazmayı istemiyorsan ve de risk almayı göze alamıyorsan bu dünya da bir şey icat etmek, icat etsen bile bunu piyasaya sürebilmek hiç kolay şey değil. Hele bir de, hepsi bir kaynaktan çıkıyormuş gibi aynı söylemleri kullanıyorsan, beni kimse dinlemiyor, herkes rant peşinde koşuyor, bu memleketten bıktım, artık yabancı ülkelere satacağım vs diyorsan da bu devirde hiç bir şey elde etmek kolay değil. En önemlisi de, tekerleği bile icat etsen, karşındakini inandıramıyorsan elinde hiçbir şey yok demektir.

Bununla birlikte, hepimiz biliyoruz ki zamanında birtakım icatlar, ilk ortaya konulduğunda kimsenin inanmadığı hatta dalga geçildiği ortamlarda büyümüş, piyasada yer bulmuştur. Ama artık devir değişti, dünya artık o dünya değil.

Peki ne olacak! Öncelikle bu kişiler artık farklı kanallar aracılığıyla Ar-Ge destekleri olduğunu bilmeliler. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TÜBİTAK, TTGV, KOSGEB, teknokentler, girişim sermayeleri, özel yatırım firmaları vs gibi bu dünyada elinde bir projesi olana finansman kaynağı bulmak artık çok kolay. TÜBİTAK yetkileri bile artık “eskiden proje var finansman yoktu, artık Çerçeve Projeler başta olmak üzere birçok kaynak var ama yeterli proje yok” diyorlar.

Hal öyleyken bu kişiler neden bu kaynaklara gitmiyorlar, yoksa fiiliyatta bizim bilmediğimiz birtakım durumlar mı var. Bu kişiler halkı veya birtakım kişileri kandırmaya çalışıyor demek istemiyorum ama gözle görünür birtakım kaynaklara veya fırsatlara gidilmiyorsa insanın aklına işte böyle başka başka şeyler geliyor.

O zaman madem öyle olmuyor, benim aklıma başka fikir geliyor. Devlet bu kişilerin elinden tutsa da, onlara bir merkez mi kursa! Biz de böylece bu kişileri yönlendirecek, bir kuruma kavuşmuş oluruz.

Yazar Hakkında
X