Türkiye rüzgâr enerjisi sektöründe en büyük oyunculardan biri olacak.

Hakan Yıldırım
Rüzgar Enerjisi, Grup Müdürü, Satış ve Teklif

TÜREB tarafından üçüncüsü düzenlenen Rüzgâr Enerjisi Türkiye 2011, sektörün önde gelen yerli yabancı oyuncularını başlıkta verilen motto ile iki gün boyunca bir araya getirdi.

Kongre’nin rüzgâr lisanslarının dağıtıldığı ihalelerin tamamlanmasının hemen sonrasında yapılmasının, son derece hareketli geçen günlerin ardından katılımcılara bir soluklanma ve sonuçları değerlendirme fırsatı sunduğu kanaatindeyiz.

İlk gün genelde yatırımcıların piyasaya bakış açısı kendi ağızlarından sunuldu, piyasaya yönelik fırsatlar ve tehditler masaya yatırıldı. İkinci gün yapılan sunumlarda ise rüzgâr projelerinin olmazsa olmaz yapı taşları finans, teknoloji, şebekeye bağlantı ve son dönemin en gözde tartışma konularından yerli imalata teşvik konuları tartışıldı.

İşin içine çok fazla yorum katmadan kongre boyunca öne çıkan konuları bir kez de burada dile getirmeye çalışacağız.

Lisans ihaleleri ile ilgili olarak paylaşılan birkaç rakamı ve görüşü zikrederek başlayalım:

• Tekli başvurularda, ihalesiz bir şekilde 62 adet projeye 1575MW lisans verildi,

• Çoklu başvurularda, 13 aşamada yapılan ihalelerde 29.225MW’lık toplam değerde 679 proje yarıştı ve bunlardan 148 adet projeye toplamda 5494MW lisans verildi,

• Tekli başvurular ile birlikte bu sene içerisinde lisans verilen proje miktarı toplamda 7.563MW ve daha önceki dönemde verilen lisanslar ile toplandığında şimdiye kadar verilen lisanslar toplam 11.090MW, bu miktarın 1.594MW’ı kurulmuş durumda ve işletmede,

• Yatırımcılar tarafından ihaleler sırasında verilen en yüksek teklif 6.4krş/kwh, en düşük teklif ise 0.01 krş/kwh olarak gerçekleşti,

• 2656MW lisans 0-1 krş arası, 606MW lisans 1-2 krş arası, 217MW lisans 2-3 krş arası ve 2026MW lisans 3 krş ile 6.4 krş arası katkı payı ödeme taahhüdü ile kazanıldı,

• Ödenen katkı payı arttıkça projelerin geri ödeme sürelerinin neredeyse 15 senelere yaklaştığı (yerli imalat’a teşvik uygulanmış olsa ve öz kaynak oranı arttırılsa bile) yapılan sunumlarda belirtildi.

Yerli İmalata verilecek olan teşvikler ile ilgili olarak ise,

• Yerli imalata teşvik verilmesinin son derece doğru olduğu ancak bu teşvikin sadece 5 yıl boyunca uygulanıyor olmasının kanat ve kule dışında bir üretim yatırımını çekebilmek için yeterince güçlü bir cazibe oluşturamadığı,

• Hâlihazırda tamamlanmış olan ve elektrik üretmekte olan santrallerin bu teşviklerden yararlanamıyor olmasının bir haksızlık olarak değerlendirilebileceği, 

• Şu anda yerli imalat katkı payından yararlanmak isteyen yatırımcılar için çıkarılan yönetmeliğin uygulamasında bazı sorunlar yaşandığı,

• Üretimin Türkiye’de yapılmasının yeterli olup olmadığının bilinmediği, kanunda açıkça “Yerli İmal edilmesi” diye bir ifade olmasına rağmen Yönetmelikte “tamamı katma değerle yerli” şeklinde bir ifade kullanıldığı, yani ürünü oluşturan bileşenlerinin tümünün (örneğin kanat için en ufak civatadan tutun Brezilyada yetişen özel bir ağaç türü olan Balsa Ağacının, reçinenin, vs) 0’ünün yerli olmasının istendiği ve dolayısı ile bu durumda yerli teşvikten yararlanmanın pek mümkün görünmediği,

• Rüzgâr Enerjisi Santralinde kullanılan yerli ürün kapsamındaki aksamlar bütün ünitelerde değil ancak ünitelerin bir kısmında kullanılmış ise ilave edilecek katkı payının nasıl hesaplanacağının belli olmadığı belirtildi.

Bu konulara ilave olarak RES projelerinin karşılaştığı zorluklar yine yatırımcı gözü ile temel olarak aşağıdaki şekilde sıralandı:

• İmar izin prosedürlerinin çok uzun olması,

• Proje sahalarına yapılan maden müracaatları,

• Proje alanı sınırlarının çok katı olması,

• Dijital harita teminindeki zorluklar,

• İnşaat öncesi verilen sürenin yetersiz olması, 

• Tarifenin €’dan $’a çevrilmesi de türbinlerini Avrupa’dan ithal eden ve bankaya € olarak borçlanan yatırımcının kur riski taşımasına sebep olduğunun altı çizildi.

Ve Sabancı Üniversitesi’nden sevgili Mahmut Akşit Türkiye’de Milli Rüzgâr Türbini Geliştirilmesi ile ilgili çalışmalarının son durumunu bizler ile paylaştı, ana başlıkları sanırım şu şekilde sıralayabiliriz:

• 3 yıldır süren çalışmaların sonucu olarak Temmuz 2011’de proje resmi olarak başladı,

• Proje çıktıları 2013 yılında birinci aşamada 500KW’lık, 2016 yılında ikinci aşamada ise 2.5MW’lık prototip rüzgar türbinleri,

• Proje bütçesi ilk adımı 10 milyon TL olarak onaylanmış şekilde 55milyon TL olarak belirlendi,

• Projede şu aşamada 9 kurumdan 99 araştırmacı ve 23 lisans üstü öğrenci çalışmakta,

• Kanatların aero dinamik tasarımlarının tamamlanmış durumda.

Tüm bunlara ilave olarak dişli kutusuz ve doğal mıknatıslı türbin teknolojisine yapılan vurgular, Şebeke Yönetmeliği’nin (Ek 18) revize edilmekte olduğu ve 2011 sonuna kadar yayınlanacağı, proje finansmanı önündeki engeller, bankaların yerli imalat’a verilen teşviklere bakış açılarını görmek bu panellere katılan herkesin günün kar hanesine yazdığı ilave noktalardı hiç şüphesiz. Kongre’nin düzenlenmesinde emeği geçen kurum ve kişilere ayrı ayrı teşekkürü borç biliriz.

Yazar Hakkında
X

1976'da Adana'da doğan Hakan Yıldırım, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden 1999 yılında mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi işletme yüksek lisans programını birincilik ile tamamladı.

İş hayatına Üniversite'nin 3.sınıfında Aselsan'da güç elektroniği bölümünde proje mühendisi olarak başlayan Yıldırım, 2000-2005 yılları arasında Gama Holding bünyesinde enerji santral projelerinde saha mühendisliği ve devreye alma müdürlüğü pozisyonlarında çalıştı. 2005 yılında Siemens hayatına Enerji Üretim bölümünde Proje Müdürlüğü ile başladı, ardından Endüstriyel Çözümler bölümünde Senior Proje Müdürlüğü ve Siemens Enerji Verimliliği Koordinatörlüğü görevlerinde bulundu.

Yıldırım, 2010 Şubat ayından itibaren Enerji Verimliliği Koordinatörlüğü görevine ilave olarak Rüzgar Enerjisi Bölümünde Satış Müdürlüğü görevini yürütmektedir.

Evli olan Yıldırım'ın iki kızı bulunuyor.