Rüzgâr türbinleri gürültücü, güvenilmez, pahalı makineler(mi)dir...

Hakan Yıldırım
Rüzgar Enerjisi, Grup Müdürü, Satış ve Teklif

Rüzgâr enerjisi ile ilgili yazmaya devam ediyoruz. Yazılarımızda piyasadaki gelişmeleri, gecikmeleri, piyasanın önündeki engelleri, yapılanları, daha yapılması gerekenleri vererek bu piyasayı daha yakından takip eden ve görüşlerini farklı mecralardan takip ettiğimiz uzmanları tekrar etmek yerine, derlenen, toplanan ve süzgeçten geçirilen bilgileri vermeyi tercih ediyoruz. Bu yazımızda rüzgâr enerjisi ile ilgili doğru bilinen yanlışları sıralamaya çalışacağız. Türbinlerin gürültücü olmadığını, mühendisliğin birçok dalının harmanlandığı en son teknolojilerin kullanıldığı güvenilir, çevreye olan zararlı etkileri minimize edilmiş, çok pahalı olmayan makineler olduğunun altını çizmeye çalışacağız.

Rüzgâr türbinleri çok fazla gürültü çıkarır.

Modern rüzgâr türbinleri sahip oldukları güce rağmen çok az gürültüye sebep olurlar. Bunun sebebi üretici firmaların ürünlerini geliştirmeye ve daha sessiz hale getirmeye devam etmeleridir. Mekanik sesler daha tasarım aşamasında minimum seviyelere çekilir ve doğru yalıtım ile titreşimi engelleyici destekler sayesinde engellenir. Aerodinamik gürültü ise havadaki türbülanslarla karşılaşan kanatların ıslık benzeri bir ses çıkarmasıdır; fakat bu ses esen rüzgârın sesi, yaprak ve ağaç hışırtıları ile maskelenir.

Üreticiler yeni nesil kanatlarıyla bu sesleri azaltırlar. 250-300 metre uzağımızda çalışmakta olan bir rüzgar santralinin sesi, ev tipi bir buzdolabının sesinden daha azdır. Bir insana rüzgâr türbinlerinin sessiz çalıştığını göstermenin tek yolu çoğu zaman onu türbinlerin normal çalıştığı bir günde bir rüzgâr santraline götürmektir.

Rüzgâr türbinleri elektronik aletlerin çalışmasını engeller.

Eski nesil rüzgâr türbinlerinin metal kanatları vardı ve elektromanyetik etkileşimlere sebep olabiliyorlardı; fakat yeni nesil kanatlarda kullanılan sentetik materyaller ile bu sorun minimize edilmiştir. Günümüzde kullanılan kanatlar manyetik dalgaları etkilemekten çok onları engelleyebilirler, bu da çok kısa mesafeler için geçerlidir. Kulenin tepesinde bakım yapan ekipten bazı insanların telefonu çekmeyebilir; fakat uzaklık 20 metreden fazlaysa telefon ve telsiz gibi cihazların çalışmalarına bir etki yaşanmaz. 

Rüzgâr türbinlerinin insan sağlığına zararlı elektromanyetik radyasyon sebebi olduğu da iddia edilmiştir. Bir rüzgâr santralinde elektromanyetik radyasyona sebep olacak kısımlar elektrik jeneratörü ve trafolardır; bunların yaydığı manyetik radyasyon da son derece düşük ve çok az bir alanda etkilidir. Yapılan ölçümler bu parçaların sebep olduğu manyetik radyasyonun türbinin tabanına geldiğimizde bile ihmal edilebilir şekilde düşük olduğunu göstermiştir.

Rüzgâr santralleri kuş ölümlerine sebep olur.

Uçan kuşlar zaman zaman binalara ve diğer kalıcı yapılara çarpabilirler. Rüzgâr türbinleri bunun dışında bilinen özel bir soruna neden olmamaktadır.

2001’de ABD’de “National Wind Coordinating Committee” tarafından yapılan araştırmaya göre o tarihte ABD’de kurulu olan 15.000 adet türbine çarparak ölen kuş sayısı bir senede 33.000 olmuştur; türbin başına senede 2 kuştan biraz fazladır. Aynı tarihte ABD'de araba çarpması ile ölen kuşların sayısının 60 ile 80 milyon adet arasında olduğu tahmin edilmektedir.

2003 senesinde Ispanya’nın Navara bölgesinde yapılan bir araştırmada, bölgede bulunan 692 adet türbine çarparak ölen kuş oranı yılda türbin başına 0,13 olarak ortaya çıkmıştır.

Bu rakamlara eklenebilecek onlarca rakam, mukayese edilebilecek onlarca örnek bulunabilir. Tüm bunlar gösteriyor ki rüzgâr enerjisi kuşlara zararlıdır şeklinde bir yargıda bulunmak çok doğru değildir. Rüzgâr enerjisi kullanmanın CO2 ve diğer zehirli gazların salınmasında, su kaynaklarının kirletilmesinde sağladığı düşüş ise kuşlar ve diğer tüm canlılar için daha sağlıklı bir çevre sağlamamızda yardımcı olmaktadır.

Rüzgâr enerjisi güvenilmezdir ve diğer enerji kaynakları ile desteklenmek zorundadır.

Hiçbir elektrik üretim tesisi yüzde 100 güvenilir değildir. İster rüzgar santrali olsun ister başka bir santral, her elektrik üretim santrali çıkışında tüm elektrik sistemi tarafından desteklenir. Sistem bir bütün olarak hareket eder ve içerdiği tüm santrallerden en üst verimi almak için planlamalar yapar. Bu planlamalar için tüm elektrik üretim sistemlerinin çalışma karakterlerini, gün içinde talepte meydana gelen değişiklikleri kullanır ve olası hataları hesaba katar. Danimarka ve İspanya gibi ülkeler elektrik ihtiyaçlarının yüzde 20’si ile 40’ı arasındaki miktarı rüzgâr enerjisinden sağlamaktadırlar ve bunu güvenilirlikten bir şey kaybetmeden başarmaktadır. Rüzgâr enerjisini elektrik arzına eklemek ve sistemin devamlılığını sağlamak için herhangi bir yedek sisteme ihtiyaç yoktur.

Rüzgâr enerjisi bilinen enerji kaynaklarından pahalıdır.

Rüzgâr enerjisi ile elektrik üretmenin maliyeti her geçen sene gözle görülür şekilde düşmektedir. Piyasada oluşan yoğun rekabet ortamının fiyatları aşağı çektiği muhakkaktır, üreticiler daha uzun kanatlı, daha büyük jeneratörlere sahip ve daha verimli türbinler piyasaya sürmekteler. Ülkemizde kurulu gücün artması ile birlikte önemli bir servis ve bakım altyapısının oluşmuş olması da yeni projelerde ölçek ekonomisinin devreye sokulmasına ve servis maliyetlerinin bir miktar daha aşağı çekilebilmesine olanak tanımaktadır. Tüm bunları alt alta topladığımızda, ilk yıllarında göreceli olarak geleneksel enerji üretim yöntemlerine göre pahalı kalan rüzgâr enerjisinin giderek rekabet edebilir hale geldiğini görmekteyiz.

1990 ve 2002 yılları arasında dünya rüzgâr enerjisi üretim kapasitesi her üç yılda bir 2 katına çıktı ve her üç yılda bir maliyetler yüzde 15 azaldı. Şu an rüzgâr enerjisi çevreye verdikleri zararları ele almadan sadece maliyet açısından baksak bile nükleer enerji ve termik santrallerle rekabet edebilecek seviyededir. Gaz fiyatları arttıkça ve rüzgâr enerjisinin maliyetleri düştükçe ki bunların olması çok olasıdır, önümüzdeki yıllardan itibaren rüzgâr enerjisi, doğal gaz santralleri ile birlikte en ucuz elektrik üretim şekli olacaktır.

Rüzgâr türbinleri pahalı ek donanımlar olmadan elektrik şebekesine bağlanamaz.

Düşük güç dağıtımı yapan ve az kullanıcıya uzun iletim hatlarıyla ulaşan sistemlerde rüzgâr türbinlerinin bağlanması sorun yaratabilir ama çoğu durumda rüzgâr enerjisi ile üretilen elektrik dağıtım sistemine büyük miktarlarda bağlanabilmektedir. Siemens’in de kullandığı FSFC (Full Scale Frequency Converter) sistemi ile jeneratör ile şebeke arasına yerleştirilen convertör aracılığı ile jeneratörün şebekeden tamamen izole edilmesi sureti ile türbin tarafında meydana gelebilecek dalgalanmalardan bağımsız olarak minimum ilave ekipman ile şebekenin frekans ve voltaj değerleri desteklenebilmektedir. Şu an elektrik şebekemize bağlı çok sayıda tekli ya da çok sayıda türbinler bulunmaktadır.

Yazar Hakkında
X

1976'da Adana'da doğan Hakan Yıldırım, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden 1999 yılında mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi işletme yüksek lisans programını birincilik ile tamamladı.

İş hayatına Üniversite'nin 3.sınıfında Aselsan'da güç elektroniği bölümünde proje mühendisi olarak başlayan Yıldırım, 2000-2005 yılları arasında Gama Holding bünyesinde enerji santral projelerinde saha mühendisliği ve devreye alma müdürlüğü pozisyonlarında çalıştı. 2005 yılında Siemens hayatına Enerji Üretim bölümünde Proje Müdürlüğü ile başladı, ardından Endüstriyel Çözümler bölümünde Senior Proje Müdürlüğü ve Siemens Enerji Verimliliği Koordinatörlüğü görevlerinde bulundu.

Yıldırım, 2010 Şubat ayından itibaren Enerji Verimliliği Koordinatörlüğü görevine ilave olarak Rüzgar Enerjisi Bölümünde Satış Müdürlüğü görevini yürütmektedir.

Evli olan Yıldırım'ın iki kızı bulunuyor.